368 gün….
27/2/2017
368 gün….
22 Ocak 2016 Cuma günüydü. Memuriyet görev yerim olan, millet iradesinin yegâne temsil yeri TBMM’de öğrendim hakkımda tutuklama kararı çıkarıldığını. Hemen Adana’ya gidip Yüce TÜRK adaletine teslim olmalıydım. Ama Ankara yoğun kar yağışı altındaydı. Avukatlarım:“ Hava kötü, hem de bugün günlerden cuma. Pazartesi teslim ol, hafta sonu cezaevinde tecritte kalmak zorunda kalırsın.” dediler. Ama ben kararlıydım aynı gün teslim olmaya. Uçak bileti almak istedim, uçaklar uçamıyordu bende bir araçla hemen yola düştüm.
Arabaya binmeden önce Başkent'in havasını çektim içime. Ne Brüksel’e, ne Washington’a ANKARA’ ya sevdalıydım ben. Başkent olmanın yanında AŞKent’ti benim için Ankara. Hava soğuktu ama üşümüyordum. En çok 1997 yılı 5 Nisan’ında üşümüş, titremiştim Ankara’da. Fatiha okuyarak vedalaştım cennet mekân BAŞBUĞUMLA. Sonra büyük önder GAZİ MUSTAFA KEMAL’in çakmak çakmak mavi gözlerini gördüm Anıtkabir’in üstünde. Gençliğe Hitabesi ve Bursa Nutku’nu okudum ezberimden. Dualarla vedalaştım ATAMLA.
Lapa lapa yağan kar altında Başkentten esarete yol alıyordum. Ama sonraları mahpusta fark ettim ki “Kalbi AŞK’a tutsak olanlar, asla tutsak edilemezlermiş”. 7 saatlik zor bir yolculuğun ardından Adana’daydım. Doğruca adliyeye gittim. Adliye girişinde basın mensupları sordular. “Kaçtı diyorlardı sizden için ne diyeceksiniz?” Ben kaçamayacaklardanım. Muğla’nın bir Yörük köyünde doğdum. Mezar yerim de Yörük obamda. Anadolu benim sevdam, kaçacak, gidecek yerim yok. AY YILDIZIN gölgesi olduktan sonra 4 duvarda olsa her yerde yaşarım” dedim. Muhabir sordu “TÜRK Adaletine güveniyor musunuz?” cevabım “BEN TÜRK’ÜN HERŞEYİNE GÜVENİRİM” oldu
.
368 gün boyunca sustum. Suskunluğum suçluluğumdan değil, devlet terbiyemdendi. Yargı süreçleriyle ilgili hiçbir şey söylemedim. Biliyordum ki “En büyük güç masumiyetin gücüydü”. Kısa zaman içinde “Karanlıkların aydınlığa” kavuşacağına olan inancımı hiç kaybetmedim. Benim cezaevindeki hücrem hiç karanlık olmadı 1 yıl boyunca. Gündüzleri GÜN IŞIĞI aydınlattı, gece DOLUNAY. Tutsak geçen bu süreçte bir gün başımın gölgesi önüme düşmedi. Hep “BOZKURT” gibi durdum, durmaya da devam edeceğim.
Önce FETÖ suçlamasıyla tutuklandım. Hayatım boyunca ne By-lock kullandım, ne Bank ASYA’da hesabım oldu. 16 yıllık sendika hayatımda Kamu-SEN dışında bir sendikaya üye olmadım. KPSS’ de soru çalarak değil, bölümü birincilikle bitirerek tırnaklarımla kazıyarak devlet memuru oldum. Ne FETÖ’ nün okullarına gittim, ne yurtlarında, evlerinde kaldım. 38 yıllık ömrümün, 24 yılını kesintisiz Ülkücü Hareketin her kademesinde görev alarak ve mensubiyet duyarak geçirdim. FETÖ’ nün Adliye ve poliste etkili olduğu 2010-2013 yılları arasında FETÖ’ cü polis müdürleri ve özel yetkili savcılarca hakkımda çok ağır suçlamalarla 2 kumpas davası açıldı. Beni gözaltına alan ve kumpas iddianamelerini yazan savcılar ve polis müdürlerinin tamamı bugün tutuklu. Ogün FETÖ ile mücadele ettiğim için zulüm gördüm. Bugün FETÖ’cükle suçlandım. Siyasi kaybedişlerinin hesabını yargı eliyle görmek isteyenlere TÜRK Milleti adına karar veren mahkemeler izin vermedi. FETÖ suçlamasından tahliye oldum.
Bu kez de Özgecan ASLAN’IN katili Suphi ALTINDÖKEN’İN öldürülmesini azmettirmek suçlamasıyla esaret günlerim devam etti. Erzurum’a sürgün edildim. Çukurova’nın sarı sıcağı başlamıştı Adana’dan ayrıldığımda. Erzurum’a geldim hala